Adli Kontrol Tedbirine İtiraz Nasıl Yapılır?
Adli kontrol kararına itiraz süresi iki haftadır ve kararı veren mercie verilir. İtiraz mercii, dilekçe içeriği, kaldırma talebi ve CMK m. 109-112 uygulaması.
Adli kontrol kararına itiraz, kararın öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde, kararı veren mercie verilecek bir dilekçeyle ya da zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır (CMK m. 268/1). Kararı veren hâkim itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı en çok üç gün içinde yetkili mercie gönderir. Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrole ilişkin kararlarını inceleme yetkisi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir (CMK m. 268/3-b). İtiraz kural olarak duruşmasız karara bağlanır ve merciin kararı kesindir. Süre 2024'e kadar yedi gündü; 7499 sayılı Kanun'la iki haftaya çıkarıldı.
Adli Kontrol Nedir, Hangi Şartlarda Uygulanır?
Adli kontrol, tutuklamanın alternatifi olarak düşünülmüş bir koruma tedbiridir. CMK m. 109/1'e göre, m. 100'de sayılan tutuklama sebeplerinin bulunduğu bir soruşturmada şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümleri uygulanabilir (m. 109/2). Yani tedbirin dayanağı, tutuklamayı gerektirecek kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninin varlığıdır; ama sonucu özgürlüğün tamamen kaldırılması değil, sınırlanmasıdır.
Bu ayrım pratikte önemlidir. Tutuklamaya itirazda tartışma "tutuklama şartları hiç oluşmamıştır" ekseninde ilerler; adli kontrole itirazda ise asıl mesele çoğu zaman ölçülülüktür. Ayrıca m. 109/4 uyarınca, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli bakımından tutuklama yerine adli kontrol öncelikli seçenektir.
CMK m. 109'daki Yükümlülükler
Adli kontrol tek bir tedbir değil, bir yükümlülük listesidir. Hâkim bunlardan birini veya birkaçını uygulayabilir:
- Yurt dışına çıkamamak (m. 109/3-a)
- Belirlenen yerlere, belirtilen sürelerde düzenli başvurmak — uygulamada "imza atma" yükümlülüğü (b)
- Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına, mesleki uğraş veya eğitime devam konusundaki kontrol tedbirlerine uymak (c)
- Taşıt kullanmamak, gerektiğinde sürücü belgesini makbuz karşılığı teslim etmek (d)
- Uyuşturucu, uyarıcı, uçucu madde veya alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil tedavi ve muayene tedbirlerine tabi olmak (e)
- Hâkimce belirlenen bir güvence miktarını yatırmak (f)
- Silah bulundurmamak veya taşımamak (g)
- Mağdurun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvence göstermek (h)
- Aile yükümlülükleri ve nafaka bakımından güvence vermek (i)
- Konutunu terk etmemek (j) — yaygın adıyla ev hapsi
- Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek (k)
- Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek (l)
Sık düşülen bir yanılgı: elektronik kelepçe, CMK m. 109'da ayrı bir yükümlülük olarak sayılmaz. Elektronik izleme, özellikle konutu terk etmeme (m. 109/3-j) yükümlülüğünün denetimli serbestlik müdürlüğünce infaz biçimidir. "Elektronik kelepçeye itiraz" da aslında dayanağı olan yükümlülüğün ölçülülüğüne yönelik bir itirazdır.
Kararı Hangi Merci Verir?
Soruşturma evresinde adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla, soruşturmanın her aşamasında verilebilir (m. 110/1). Kovuşturma evresinde ise yetki, davaya bakan mahkemededir (m. 110/3). Hâkim veya mahkeme, savcının istemiyle yeni yükümlülükler ekleyebilir, mevcut yükümlülükleri tamamen ya da kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir (m. 110/2).
2021'de eklenen m. 110/4 uygulamada az bilinen bir güvence getiriyor: yükümlülüğün devam edip etmeyeceği en geç dört aylık aralıklarla değerlendirilmek zorundadır. Soruşturmada savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimliği, kovuşturmada mahkeme resen karar verir. Dört ayı aşan sessizlik, başlı başına itiraz gerekçesidir.
Süre bakımından m. 110/A sınır çizmiştir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol en çok iki yıl sürer, zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süre en çok üç yıldır; uzatma toplam üç yılı, TCK'nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümündeki suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda dört yılı geçemez. Çocuklarda bu süreler yarı oranında uygulanır.
Kaldırma Talebi mi, İtiraz mı?
İki ayrı yol var ve karıştırılmamaları gerekir.
Kaldırma veya değiştirme talebi (m. 111): Şüpheli ya da sanık, süreye bağlı olmaksızın her zaman tedbirin kaldırılmasını veya hafifletilmesini isteyebilir. Hâkim ya da mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde karar verir. Talep, koşullar değiştiğinde tekrar tekrar yapılabilir.
İtiraz (m. 111/2 ve m. 267 vd.): Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir. İtiraz, kararın hukuka aykırılığını üst mercie denetletme yoludur ve iki haftalık süreye tabidir.
Pratikte işleyen yol şudur: önce kararı veren mercie kaldırma talebi sunulur, reddine ilişkin karar tebliğ edildikten sonra bu ret kararına karşı süresinde itiraz edilir. Böylece dosya, gerekçeli bir ret kararıyla üst mercie gider.
İtiraz Dilekçesinde Ne Yazılır?
İtiraz, kararı veren mercie hitaben yazılır; dilekçede soruşturma numarası, karar tarihi ve kararın öğrenilme tarihi mutlaka yer almalıdır. İçerik bakımından etkili olan başlıklar şunlardır:
- Suç şüphesinin yoğunluğu: Dosyadaki delillerin adli kontrolü haklı kılacak kuvvette olmadığı, somut olguya değil soyut nitelendirmeye dayanıldığı.
- Kaçma şüphesinin bulunmadığı: Sabit ikamet, tapu kaydı, kira sözleşmesi, nüfus kayıt örneği, çocuğun okul kaydı, eşin çalıştığı yer.
- İş ve aile bağı: SGK hizmet dökümü, işveren yazısı, vergi levhası, esnaf odası kaydı. Yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasında en çok işe yarayan belgeler bunlardır; uluslararası taşımacılık, gemi adamlığı veya ihracat gibi işlerde tedbirin geçim kaynağını fiilen ortadan kaldırdığı somut olarak anlatılmalıdır.
- Sağlık ve tedavi zorunluluğu: Yurt dışında sürdürülen bir tedavi, düzenli kontrol gerektiren kronik hastalık, engellilik durumu.
- Ölçülülük: İmza yükümlülüğünün sıklığının azaltılması, ev hapsi yerine imza, üç ayrı yükümlülüğün tek yükümlülüğe indirilmesi gibi somut alternatifler önerilmelidir. Merciden yalnızca kaldırma değil, kademeli talepte bulunmak kabul şansını artırır.
- Süre ve denetim: Dört aylık gözden geçirmenin yapılmamış olması, m. 110/A'daki azami sürelerin dolması.
İtiraz, kararın yerine getirilmesini kendiliğinden durdurmaz; ancak hem kararına itiraz edilen makam hem de inceleyecek merci, infazın geri bırakılmasına karar verebilir (m. 269). Bu nedenle dilekçeye ayrıca infazın geri bırakılması talebi eklenmelidir. İnceleme mercii, itirazı Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa bildirebilir, gerekli gördüğü inceleme ve araştırmayı yapabilir (m. 270). Karar duruşmasız verilir; itiraz yerinde görülürse merci aynı zamanda esas hakkında da hüküm kurar ve verdiği karar kesindir (m. 271).
Yükümlülüğe Uyulmazsa Ne Olur?
CMK m. 112/1 açıktır: adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. İmza günlerinin kaçırılması ya da yurt dışına çıkış girişimi dosyanın seyrini değiştirebilir. Mazeret varsa belgelenip derhâl dosyaya sunulmalıdır; "isteyerek yerine getirmeme" unsuru burada kilit rol oynar.
Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrolün ihlali hâlinde de tutuklama mümkündür. Ancak bu durumda tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı aşamaz (m. 112/2).
Adli Kontrolde Geçen Süre Cezadan Mahsup Edilir mi?
Kural olarak hayır. CMK m. 109/6, adli kontrol altında geçen sürenin kişi hürriyetini sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemeyeceğini söyler. İki istisna var: (e) bendindeki tedavi ve muayene yükümlülüğü ile (j) bendindeki konutu terk etmeme yükümlülüğü. 2021 değişikliğiyle eklenen cümle uyarınca, konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, mahsupta bir gün olarak dikkate alınır.
Buna bağlı bir başka tartışma da yakın zamanda çözüme kavuştu. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hâllerini sayan CMK m. 141'de adli kontrol uzun süre yer almadığından, haksız ev hapsine maruz kalanların tazminat isteyip isteyemeyeceği belirsizdi. 7499 sayılı Kanun'la m. 141/1-k bendine "adli kontrol" ibaresi eklendi; ayrıca konutunu terk etmemek ile tedavi yükümlülüğü uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatine karar verilenler için (l) bendi getirildi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.10.2025 tarihli ve 2024/72 E., 2025/424 K. sayılı kararıyla, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin CMK m. 141 yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenen bir tedbir olması nedeniyle bu maddeyle senkronizasyonunun bozulduğunu, ancak Anayasa'nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi karşısında bu tedbirin de kişi hürriyetini sınırlayan bir koruma tedbiri sayılması gerektiğini kabul ederek önceki içtihadından dönmüş; beraat sonrasında haksız ev hapsine maruz kalan kişinin CMK m. 141 ve devamı uyarınca tazminat isteyebileceğine hükmetmiştir.
Sonuç
Adli kontrol kararına itiraz çoğu zaman tek bir dilekçeyle kazanılan ya da kaybedilen bir süreçtir. Kararın öğrenildiği günden itibaren işleyen iki haftalık süre titizlikle takip edilmeli, dilekçe somut belgelerle desteklenmeli ve gerektiğinde kademeli taleplerle merciin kabul ihtimali artırılmalıdır.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100, 109, 110, 110/A, 111, 112, 141, 267-271
- 7499 sayılı Kanun (adli kontrol ve tazminat hükümlerinde yapılan değişiklikler)
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.10.2025 tarihli, E. 2024/72, K. 2025/424 sayılı kararı
Sık Sorulan Sorular
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz. Mevzuat ve içtihat değişebilir; somut olayınız için mutlaka avukata danışınız.